banner966

banner969

banner905

banner855

banner889

22 Nisan 2018 Pazar

KMTSO'DA A TAKIMI BELLİ OLDU

ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI STRES

30 Aralık 2017, 12:54
Bu makale 415 kez okundu
ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI STRES
Mustafa Okumuş
>

 Aylardan beri görmüyordum onu. Ancak bir takım sorunlarının olduğunu biliyordum. Ama bu denli bir stresin baskısında kalacağını hiç düşünmemiştim doğrusu. Nasılsın görmeyeli? Diyecek oldum. Bir anda açtı ağzını, yumdu gözünü, bastı tetiğe, bir makineli tüfeğin yaylım ateşine tutulmuştum san ki… Birkaç kez yutkunup, itidal tasfiye etmeye niyetlendim. Gazını alıp, rahatlatmak isteği geçmişti içimden. Nafile yaramadı işe. Yakınmaları sürüp gidiyordu. Yakındıkça da konuşmaları denetimden çıkıyordu. Gergin tavrında incelikleri eriyip yok olmuştu. Sıradan bir adam vardı karşımda. Strese yenik, kontrolsüz bir tepkiydi; onunki. Kime karşı? O da belli değildi. İlk bakışta san ki kendi kendine dönük, kendi içine bir isyandı. Giderek anlamsız el, kol hareketleri, yüz, dudak mimikleri, ses tonu ve sözcüklerin dili beni de germeye başladı. Bir ara sakin ol, biraz nefes al, dinlen, rahatla gerginliğini at üstünden; buradayım seni sonuna kadar dinlemeye hazırım. Dedim. Demesine de o kendi gürültüsünde sağırlaşmış gibiydi. Olumlu bir tepki umudumu boşa çıkardı. Elleri, dudakları titriyor, ses tonu giderek kısılıyordu. Gözleri büyümüş, benzi sararmıştı. Gördüklerim karşısında içim sızlıyor, elimden bir şey gelmemenin ezikliğini, çaresizliğini yaşıyordum. Çevre kalabalılaşmıştı. Herkesin yüzünde merek, acıma ve hüzün vardı. Tekrar, yapma, sakin ol dedim. Duymadı bile… Stres onun mantığını, hoşgörüsünü, sabrını, inceliğini alıp-götürmüştü. O zayıfladıkça stres güçleniyordu. İçim burkuldu, acıma hissim giderek pişmanlığa dönüşmeye başladı. İnsan bu kadar mı zayıflar, bu kadar mı değişirdi? Yıllarca can-ciğer dostum, bu o muydu? Şaşırıp kalmıştım. Empati kurmağa yöneldi aklım bir an için. “Dert söyletir, ateş düştüğü yeri yakarmış.” Atasözlerimizi anımsadım. Öyle ya… Onun kafasında şimdi ne kum fırtınaları esiyor, yüreğinde kim bilir, ne seraplar var? Bunları dışarıdan bizim, onun kadar hissetmemiz olası değildi, elbette… Oysa ben onun normal dönemini de bilirim. Sakin, mantıklı, incelikli, saygılı ve sevecen kişiliği nasıl yok olmuştu, birden? Sözcüklerini özenle seçen, kimseyi incitmeyen, kırmayan o adam bu adam mıydı? Ne olmuştu o özgün kişiliğe? Sorular, sorular yanıtsız kalan… İçimizde çözümü güç düğümler oluşturan… Şimdi dünya üzerine yıkılmış, ağırlığın altında ezilmiş, beklentilerini ve umutlarını yitirmiş; feleğe isyan eden tanıyamadığım bir insan vardı, karşımda… Ne diyeceğimi bilemiyordum. Bilsem de bir işe yaramayacağı belliydi. Kendi coşkunluğu, kendi gürültüsü kendini sağır etmişti. Suratından düşen bin parçaydı. Gözleri umutsuz bir nefretin sönen loş ışıklarını andırıyordu, sanki… Yüreğimi acıtıyor, değerlerimi incitiyordu. Çözümsüzlüğe mahkûm olmuş İnsan aczidir; belki de onunki de, benimki de… Stresi öfkeyle bastırmak olumlu bir çözüm müydü? Değildi elbet. Yangını karşıdan seyretmek değildi benimki. Kaldı ki o yangın beni de sarmaya başlamıştı. Ne yapacağımı bilemiyordum. Öyle kolay, kolay sönecek türden de değildi. Keşke olsaydı. Yangını söndürme adına kovalar dolusu su dökmeye hazırdım. Ne var ki o yangının koru ve alevi adamın içindeydi. Artık tüm gücü vücuduna geçmiş, saldırganlaşmıştı. Onu zararsız hale getirmek isteyen yakınları büyük bir efor sarf ediyorlardı. Zaman-zaman sıyrılıyor, her hedefe saldırıyordu. Bu arada bir siren sesi havayı yırtarak yaklaşıyordu. Tüm dikkatler sesin geldiği yana odaklanmıştı. Siren sesi kesildiğinde motor gürültüsüyle bir ambulans duruvermişti, hemen yanı- başımda… Görevliler telâşla indiler. Önce bir sakinleştirici vurdu, doktor. Sonra bir beyaz gömlek giydirdiler, ona. Elini, kolunu sıkıca bağladılar. Ambulanssa bindirdiler. Bu görüntü sanırım herkesin kafasındaki sorunun cevabıydı, san ki. Araba tiz sirenle hemen oradan uzaklaştı. Yakınları çok telâşlı, tedirgin ve perişandı. Ben san ki bir kâbus görmüşlüğün uyuşukluğu içindeydim. Kendime geldiğimde sorgulamaya aldım, olanı-biteni… Çağımızın hastalığı stres, durup dururken musallat olmadı, elbette bize… Erincimizi, esenliğimizi durup dururken çalmadı bizden. O canavarı biz yarattık. Ahtapot gibi bir şey… Stres, çağımızın tüm hastalıklarının en doğurgan anası… Sağlıklı yaşama hakkımızı tehdit eden, çok kollu bir ahtapot o. Bir yakaladı mı bir yanınızdan bırakmaz yakanızı. Elinizi kurtarsanız, kolunuzu kapar. Bir kolundan kurtulsanız öbürleriyle sarar sizi. Ahtapotun kollarını mı merak ediyorsunuz? Açgözlülük, ihtiras, sanalda aşırı hayalcilik, çıkarcılık, ürettiğinden fazlasını tüketme eğilimi ve tutkulaşmış özentiler. Kredi kartları, hesapsız borçlanmalar… Bir değil onlarca kolu var onun. Bir kez yem olmaya görün, yenilmek, bitmektir kaderiniz. Serbest Pazar ekonomisi kuşağı onun en çok sevdiği kesim. Genelde yemini buradan seçer, burada beslenir, barınır ve de semirir. Elindekiyle yetinen, gerçeğine uyum sağlayan, tutkulaşmış özentilerden uzak duran, kendisiyle, çevresiyle barışık yaşayan, yere ayağını sağlam basan ve hayatta ölçülü olanları pek sevmez. Stres’ den uzak durun dememi mi bekliyorsunuz? Bu kolay. Ancak günümüzde ekonominin, teknolojinin yaşam standardı üzerine yığdığı yükün altından kalkmakta da öyle pek kolay olmasa bile, insanın kendi gerçeği üzerine oturttuğu iradeli ve ilkeli hayat, birçok olumsuzluktan korur bizi demeye çalışıyorum. “Ayağını yorganına göre uzat.” Atasözümüzü de anımsatarak…      

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.


    Dondurma Festivali Beklentilerinizi Karşıladı mı?



    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV
    orta -->